İslam'ın Kışı Ve Beklenen Baharı


Müslümanın Mücadelesi İlimle, Fikirle Olur

MUHABİR: Evet, biraz hocam terör hakkında konuşsanız, şu an Afganistan’da intihar saldırıları oluyor. İslam’da böyle bir şey var mı? İnsanların intihar edip de ben cihat ediyorum demeleri gibi bir şey var mı?
ADNAN OKTAR: İntihar etmesine ne gerek, bir kere intihar zaten haramdır. Bir insanı suçsuz ve haksız yere öldürmek, cehennemden hiç çıkmayacak şekilde cezaya mucip olan bir şeydir. Kendini öldüren insan bir insan öldürmüş oluyor ve büyük bir harama girmiş oluyor ve mazaAllah tövbe etmeden de gittiği için, ömür boyu cehennemde kalması tehlikesi vardır. Onun için Müslüman kendini öldüreceğine kendini eğitir, çok kaliteli hale getirir, bilgisini arttırır, sevgisini, şefkatini, merhametini, gücünü arttırır, gider insanlara tebliğ yapar. Gidip orada insanları bombalamaya ne gerek, git aralarına konuş, tebliğ et, İslam’ı anlat. Peygamber Efendimiz (sav) ilk zuhur yıllarında biliyorsunuz, kendini belli etmediği bir dönem vardı, yoğun olarak tebliğ yapıyorlardı, gizli gizli, sonra açık açık tebliğe başladılar, hakaret gördüler, baskı gördüler, dövüldüler, sövüldüler, tecrit edildiler, ambargo uygulandı hatta o ülkeyi bırakıp hicret edip başka yere gittiler. Bu kadar zorluklar içerisinde tebliğ yaptılar,Müslümanlar da bu şekilde yapacak, tebliğ yapacaklar, anlatacaklar, asmayla, kesmeyle bombalamayla bu yolda faydalı olamazlar, bu yanlış, Kuran’a da uygun değil, akıllı mantıklı hiç değil yani Kuran aklıyla, Kuran mantığı ile hiç uygun değil, çok yanlış.
Medrese açıyorlarsa çok güzel, maşaAllah. Dini imanı anlatsınlar, bilimden bahsetsinler, Darwinizm’in aleyhinde faaliyet yapsınlar, felsefeleri çürütsünler, Marksizm’e, Leninizm’e, faşizme, komünizme karşı ciddi bir ilmi faaliyet içinde olsunlar. Kültürlerini arttırsınlar, çok şık temiz giyinsinler, güzel ahlakı etrafa yaysınlar. İslam böyle yayılır. Gidip garibanların, ilgisiz alakasız adamların gidip ağzını burnunu kırmak, onları delik deşik etmek, bombalamak, bunlar İslam’da yok. Bunlar Peygamber Efendimiz (sav)’in hiçbir şekilde tasvip etmediği, Kuran’da olmayan, sonradan çıkarılmış, çirkin uygulamalar. Ve çirkin yanlış uygulamalar ve harama giriyorlar.
Doğrusu o medreseleri güllük gülistanlık hale getirmek. Modern ve güzel medreseler kurmak, orada insanları eğitmek, aydınlatmak değil mi, sevgiyi, barışı, kardeşliği, sevecenliği, insancıl olmayı, yardımseverliği, kısaca güzel ahlakı anlatmak ve etrafa yaymak. Bombalamayla din yayılmaz, bilakis ters etki yapar. Terör tamamen zarar verir. Ama bu tarzda bir çalışma dini çığ gibi yayar ve her yere İslam ahlakının hakim olmasına sebep olur inşaAllah. (Sayın Adnan Oktar'ın Afganistan Ayna röportajından, 12 Aralık 2008)

                                  

Önsöz

İlk baskısı 2001 yılında yapılan bu kitapta yer alan koşulların ve bilgilerin bir kısmı, geçen süre içerisinde bazı değişikliklere uğramıştır. Ancak, dünyanın dört bir yanında eziyete uğrayan, baskı gören, şehit edilen, sakat bırakılan, evlerini terk etmek zorunda kalan Müslümanlar olduğu gerçeği değişmemiştir. Kitabın bu baskısı yapılırken de, bu gerçek göz önünde bulundurularak bazı bilgiler güncellenmiş, ancak belirli bir döneme has olmayan, bu eseri okuyan herkesin vicdanına hitap eden ve her Müslümanın üzerindeki sorumluluğu hatırlatan bölümler aynen muhafaza edilmiştir.

Giriş

Vicdan Sahibi İnsanlara Çağrı...

zulüm gören insanlar
İnsan sıkça rastladığı olaylara karşı hemen bir alışkanlık kazanır. Hatta zaman içinde bu alışkanlık öyle bir hal alır ki, ilk gördüğünde kendisinde şiddetli bir şaşkınlık ya da tepki oluşturan olaylar, bir süre sonra rutin konulara dönüşür.
Dünya üzerinde süren savaşlar ve çatışmalar da böyle olaylardandır. Bir ülkede bir işgalin, katliamın veya soykırımın başlaması dünyanın dört bir yanında ilk önce şiddetli bir tepki oluşturur. Örneğin Bosna'da ilk çatışmaların başladığı günleri düşünelim, ya da Çeçenistan'ı, Filistin'i... Yakın zamanda babasının kucağında İsrail askerlerinin kurşunlarına hedef olan Filistinli çocuğun görüntüsü, kundaklarında katledilen Çeçen bebekler, Bosna'da büyük bir soykırıma maruz kalan kadınlar, yaşlılar, gençler...
İnsanlar, bu görüntüleri gördükleri ilk günlerde içlerinde duydukları tepkiyi, birşeyler yapma isteğini sık sık dile getirmişlerdir. Ancak ardı arkası kesilmeyen haberler zaman içinde dikkatlerini çekmez olur. Her gün yeni kişiler ölür, kadınlar tecavüze uğrar, çocuklar kurşunlara hedef olur, mayınlara basıp kolunu ya da bacağını kaybeder... Ancak insanların ilk günlerde verdikleri tepkiler yerini garip bir duyarsızlığa bırakır. Hatta gazeteleri aldıklarında, savaş haberlerinden çok hemen yan sütunda yer alan magazin içerikli bir haber ilgilerini çeker. Çünkü Filistin'de, Afganistan'da, Irak’ta, Keşmir'de ya da Doğu Türkistan'da her gün birkaç kişinin ölmesi, neredeyse "sıradan bir haber" haline gelmiştir.

İslam dünyasının karşısındaki tehlike

Müslümanların Karşısındaki Anti-İslami Enternasyonal

terörterör
terör

Çeçenistan

Tüm Dünyanın Gözleri Önünde Yaşanan Zulüm

çeçenistançeçenistan
çeçenistançeçenistan haritası

Filistin

Müslümanların İsrail'e ve Musevilere bakış açısı nasıl olmalıdır?

Filistin
Kitabın bu bölümünde yaklaşık 60 yıldır Filistinli kardeşlerimizin yaşadığı zulmü ve acıları inceleyeceğiz. Ancak Filistin'de yaşananları incelemeye başlamadan önce üzerinde durulması gereken önemli bir konu vardır, o da Müslümanların İsrail'e, Siyonizm'e ve Musevilere karşı tavrının nasıl olması gerektiğidir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, diğer eserlerimizde olduğu gibi bu kitapta da, yer alan eleştiriler tüm Musevi halkına veya tüm İsrail'e yöneltilen eleştiriler değildir. Bazı Musevilerin, batıl birtakım geleneklerin veya radikal düşüncelerin ya da ateizme dayalı ideolojilerin etkisinde kalarak şiddeti kışkırttıkları ve şiddete dayalı bir politikadan taraf oldukları bilinen bir gerçektir. Ancak bu, yaşanan acılardan ve çatışmalardan tüm Musevilerin sorumlu olduğu anlamına asla gelmez. Nitekim Allah'a bir olarak iman eden dindar Museviler de İsrail yönetimindeki bazı çevreler tarafından yürütülen şiddet politikasını eleştirmekte, hatta çoğu zaman onlar da bu baskının hedefi olmaktadırlar.

Keşmir

Müslüman Keşmir Halkı Yardım Bekliyor

keşmir halkıkeşmir haritası
Asya kıtasındaki pek çok Müslüman halk gibi Keşmir halkı da 20. yüzyılın ikinci yarısını çatışmalarla ve savaşlarla geçirdi. Keşmir'in yaklaşık 50 yıldır barışı, huzuru ve istikrarı yaşayamamasının başlıca nedeni ise işgalci Hindistan yönetiminin baskılarıydı.

Doğu Türkistan

Komünist Çin Yönetimi'nin Gizlediği Büyük Zulüm

doğu türkistan
20. yüzyılda dünyaya dehşet saçan ideolojilerin başında komünizm gelmekteydi. Karl Marx ve Friedrich Engels isimli iki Alman felsefecinin fikirlerine dayanan bu ideolojinin, Lenin, Stalin, Mao gibi zalim liderler tarafından uygulanmaya konmasıyla, dünya tarihinin en büyük kıyım ve katliamları gerçekleştirildi.
Her ne kadar Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla komünizmin siyasi bir rejim olarak çöktüğü kabul edilse de, komünist ideoloji ve uygulamaları -gizli veya açık- hala devam etmektedir. Bugün Doğu Türkistan'da yaşayan Müslüman Türkler, hala Maocu Kızıl Çin rejiminin zulmü altında yaşamaktadırlar. Batılı ülkeler ise, Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlallerini her zamanki gibi görmezlikten ve duymazlıktan gelmektedir.

Bosna, Kosova ve Makedonya…

Balkan Müslümanları Bir Savaştan Diğerine Sürükleniyorlar

soykırım
20. yüzyılın son dönemecinde dünya çok büyük bir soykırıma daha sahne oldu. 1992 yılında başlayan bu soykırım boyunca yüz binlerce insan topraklarından sürüldü, hayatını kaybetti, toplama kamplarına kapatıldı, insanlık dışı işkencelere maruz kaldı. Önce Bosna, sonra Kosova'da yürütülen bu büyük soykırımın en önemli özelliği ise, tüm dünyanın gözleri önünde, Avrupa ülkelerinin hemen yanıbaşında ve onların da desteğiyle devam etmesiydi.
Bosna'daki vahşet 1992'de başladı ve 1995 baharına kadar sürdü. Ve bu savaş boyunca tarihte eşine az rastlanır bir vahşet yaşandı. Sırplar tarafından öldürülen Bosnalı Müslümanların sayısı 200 bini aştı, 2 milyon insan evlerinden sürüldü, 50 bine yakın Müslüman kadına tecavüz edildi. Daha sonra da Kosova'da benzer vahşet sahneleri yaşandı.

Cezayir

Bitmek Bilmeyen Baskı ve Zulmün Kanlı Bilançosu

cezayir
Kuzey Afrika'da İslam'ın yayılmasında çok önemli bir yer tutan Cezayir, uzun yıllardır hem toplumsal hem de siyasi açıdan büyük bir kaos içinde yaşamaktadır. Türk ve dünya kamuoyunun geçtiğimiz on yıldır katliam haberlerini duymaya alıştığı Cezayir'de, çatışmaların kökeni çok daha eskilere dayanır.
cezayir haritası

Tunus

Sadece İman Ettikleri İçin Zulüm Gören Bir Halk

tunus haritatunus
Osmanlı sonrası çok büyük bir kaosun içine itilen bölgelerin bir diğeri Kuzey Afrika'dır. Devlet-i Ali, Kuzey Afrika'nın büyük bölümünü 16. yüzyılda egemenliği altına almış ve bölgede istikrarlı bir yönetim kurmuştu. Ancak sömürgecilik, bölgede Osmanlı yönetimi ile birlikte huzur ve barışı da yok edecekti. Sömürgeciliğin Afrika'ya girişi, 17. yüzyılda Hollandalılarla başladı. Ardından Portekizliler, İngilizler ve Fransızlar kıtanın farklı bölgelerinde egemenlik kurdular. Osmanlı'ya ait olan Kuzey Afrika topraklarını ele geçirebilmek içinse, 19. yüzyıla kadar beklemeleri gerekti. Bu süreci yaşayan ülkelerin birisi de Tunus'tu.

Eritre – Etiyopya

Müslümanlar Barış ve Huzur İstiyorlar

eritre
Savaş ve karışıklıklar, Afrika kıtasında hiç hızını kaybetmeden on yıllardır devam etmektedir. Fransa, İngiltere, Hollanda gibi sömürgeci güçlerin 1950'li ve 60'lı yıllarda kıtadan çekilmesinin ardından, Afrika ülkelerinin çoğunda faşist veya komünist diktatörler yönetime gelmiştir. Kurulan bu sömürge sonrası rejimlerin çoğu, Müslümanlara karşı sistemli bir sindirme politikası izlemiş ve halen de izlemektedirler. Bu politikalar neticesinde aralıksız savaş ve kargaşanın yaşandığı yerlerden birisi, 16. yüzyılın ortalarından itibaren yaklaşık 2 asır Osmanlı yönetiminde kalmış olan Eritre'dir.
Eritre haritası

Çad

Sömürgeci Fransa'nın Yok Etmeye Çalıştığı Müslüman Ülke

sömürge
Kitabın ilk bölümünde sömürgeci devletlerin yaptıkları büyük "yağmalama"nın Afrika ülkelerinin tüm kaynaklarını kuruttuğuna ve bu ülkeleri çok büyük bir sefaletin eşiğine getirdiğine dikkat çekmiştik. Afrikalı halkları kendilerince "evrim sürecini tamamlamamış ilkel bir ırk" olarak kabul edip, kendilerinde bu ülkeleri sömürme hakkı gören Batılı devletler, özellikle de Müslüman halklara karşı çok büyük bir zulüm gerçekleştirmişlerdir. Bu zulüm 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar açık bir şekilde yapılırken, 20. yüzyılda gizliden gizliye devam etmiştir.
İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci güçler, Afrika'daki kolonilerini daha fazla ellerinde tutamadıklarında bu bölgeden çekilmiş, ancak devlet yönetimini kendilerine yakın "kukla yönetimlere" devretmişlerdir. Sömürgeci sistem bu politika sayesinde üstü kapalı olarak sürmüştür. Günümüzde Afrika ülkelerinin bir kısmında eski sömürgeci devletlerle yakın ilişki içinde olan yönetimler iktidardadır ve bu kez zulüm bu kişilerin eliyle yürütülmektedir. Bu kukla yönetimler çoğu zaman ülke nüfusunun küçük bir bölümünü oluşturan Hıristiyan ya da diğer dinlere mensup azınlıklar olmuştur. Bu azınlık hükümetleri Batılı devletlerden aldıkları destekle Müslüman halklara karşı çok büyük baskılar yapmaya devam etmişlerdir. Bunun neticesinde de çoğunluğu oluşturan Müslümanlarla azınlık yönetimler arasında büyük iç savaşlar çıkmış, ülkeler kaosa sürüklenmiştir. Bugün pek çok ülkede bu çatışmalar devam etmektedir.

Somali

İç Çatışmaların Ortasındaki Fakir Ülke

Somali
Somali dendiğinde çoğu insanın aklına gazetelerde görmeye alıştığı felaket haberleri gelir. Milyonlarca insanın karşı karşıya kaldığı açlık felaketi, kolera gibi salgın hastalıklar, susuzluk, iç çatışmalar, kabile savaşları, siyasi istikrarsızlık adeta Somali halkının hayatının bir parçası olmuştur. İnsani yardım örgütlerinin yaptıkları yardımlar halkın içinde bulunduğu durumu çözmekten çok uzaktır; sadece anlık çözümler içermektedir. Ülkedeki huzuru sağlama bahanesiyle yapılan siyasi müdahaleler ise huzur ve barışı sağlamaktan ziyade, kaosu ve çatışmaları artırmaktadır.
Somali'deki bu kaosun temeli, sömürgecilik dönemine kadar uzanmaktadır. Mekkeli müşriklerden kaçan Müslümanların Habeşistan'a hicret etmesiyle İslamiyet'le tanışan Somali, 19. yüzyılda İngiltere tarafından sömürgeleştirilmeye başladı. Bu dönemden sonra Müslüman Somali halkı savaşlar, çatışmalar, açlık ve salgın hastalıklar gibi felaketlerden kurtulamadı. 1884 yılında İngilizlerin Kuzey Somali'yi, 1887'de İtalyanların Güney Somali'yi işgal etmesiyle diğer pek çok Müslüman ülkede olduğu gibi Somali'de de zulüm ve baskı dönemi başlamıştır.
somali haritası
Uzun süren bir sömürge döneminden sonra 1960 yılında bağımsızlığını kazanan Somali'nin Cumhurbaşkanlığına Aden Abdullah getirildi. Ancak Somali'de adil ve istikrarlı bir yönetim kurulmasına ve güçlenmesine izin verilmedi. 1969 yılında bir darbe ile iktidarı ele geçiren Tümgeneral Muhammed Siad Barre parlamentoyu dağıtarak, tüm siyasi partileri kapattı. Gerçekleştirmeye çalıştığı sosyalist düzen için en büyük fikri muhalefetin Müslümanlar olduğunu düşünen Siad Barre, İslami kitapların, dergi ve gazetelerin yayınlanmasını yasakladı. Yasağa karşı çıkan birçok Müslüman düşünür ve alimi idam ettirdi.

Cibuti

Afrika'nın En Küçük Ülkesinde Yaşanan Zulüm

cibuti
Cibuti, Somali, Eritre ve Etiyopya arasında kalan, pek çok insanın adını dahi bilmediği çok küçük bir Afrika ülkesidir. Ancak bu ülkede asırlardır çok büyük karışıklıklar, savaşlar, katliamlar devam etmekte, Müslüman halk sömürgecilik döneminden bu yana çatışmalardan kurtulamamaktadır.
Cibuti bölgesine İslam 7. ve 8. yüzyıllarda geldi. 16. yüzyılın başlarına kadar, bölgenin yegane hakimi olan Müslümanların elinde bulunan Cibuti yöresi, daha sonra milletlerarası ticaret ve siyasette büyük bir güç haline gelen Portekiz'in etki alanında kaldı. Mısır'ın Osmanlı hakimiyetine geçmesi üzerine içinde bulunduğu Afrika Boynuzu'yla birlikte Osmanlı Devleti'ne katıldı.

Sudan

Çatışmalardan ve İç Savaşlardan Kurtulamayan Bir Ülke

sudan
Sudan'ın en önemli sorunlarından biri, ülkede on yıllardır süren kuzey-güney çatışmasıdır. Bu hem dini hem de etnik bir çatışmadır. Ülkenin kuzeyinde Müslüman Araplar yaşar. Güneyde ise Hıristiyan Afrikalılar çoğunluktadır. Bu dini ve etnik farklılık, ülkenin sınırlarını masa başında üreten İngiliz sömürge yönetiminin bir mirasıdır. Ve bu miras, kanlı bir mirastır; 1960'lı yıllardan bu yana, güneyli Hıristiyanlar, kuzeydeki Müslüman Arapların denetimindeki Hartum yönetimine karşı örgütlü bir ayaklanma halindedirler. Ayaklanma, Anya-Nya adlı Hıristiyan örgütü tarafından yönetilmektedir.
Ve 1989 yılında ülkede İslami bir yönetimin kurulmasından bu yana, güneydeki ayaklanma daha da güçlenmiştir. Çünkü "birileri", bu ayaklanmayı Hartum rejimine karşı sürekli olarak kışkırtmaktadır.
Tahmin edilebileceği gibi Anya-Nya ayaklanmasını destekleyen güçlerin başında İsrail gelmektedir. Benjamin Beit-Hallahmi, The Israeli Connection isimli kitabında İsrail'in Güney Sudanlı isyancı güçleri 1960'lı yıllardan bu yana desteklediğini bildirmektedir. Buna göre İsrail, o tarihlerden başlayarak Anya-Nya hareketine silah yardımı ve askeri eğitim vermişti. Mossad, komşu ülkeler Uganda, Çad, Etiyopya ve Kongo'daki istasyonları aracılığıyla Güneyli ayaklanmacılarla bağlantı kurmuş, Torit kentindeki Mossad merkezinde 30 kadar Anya-Nya gerillası özel eğitimden geçirilmişti. İsrail 1970 yılında Sudan'ın güneyindeki Uganda ile bir anlaşma yaparak, Uganda-Sudan sınırını rahatlıkla kullanma ve Anya-Nya'ya destek verme imkanını genişletmişti. Eski bir Alman gerillası Rolf Steiner'ın söylediğine göre, İsrail, Güney Sudanlı ayaklanmacılara destek veren en önemli güç konumundaydı.41

Özbekistan

Eski Komünist Kadrolar, Müslümanlara Zulme Devam Ediyor

özbekistan
Sovyetler Birliği'nin dağılışının ardından bağımsızlıklarını kazanmaya başlayan Müslüman-Türk Cumhuriyetler, kısa sürede Rus yayılmacılığıyla karşı karşıya kaldılar. Söz konusu dönemde Rusya, gerçekte Sovyet döneminden kalma komünist kadrolarla ve aynı zihniyetle yönetiliyor ve Orta Asya'yı de arka bahçesi olarak görüyordu. Bu "arka bahçe"yi kendilerince düzenlemek için de, bölgedeki İslam'a karşı olan odaklarla ittifak kurma yolunu seçti.
Azerbaycan, Dağıstan, Çeçenistan ve Tacikistan'dan sonra gerilimlerin yaşandığı bir diğer ülke de Özbekistan oldu. Özbekistan Devleti'nde önemli kadroların ve yetkili makamların ateist Siyonistler ve atesit masonlar tarafından tutulduğu bilinmektedir. Özbekistan yönetimi içinde yerleşmiş olan bu çevreler, Sayın İslam Kerimov'u da çeşitli oyunlar ve yönlendirmelerle etki altına almaya çalışmaktadır.

Afganistan

Komünizmin Vahşetinden Bitmek Bilmeyen İç Savaşlara

afgansistan
Halkının %99'u Müslüman olan Afganistan, İslam dini ile Hz. Osman'ın halifeliği döneminde tanışmıştır. 9. yüzyılın ikinci yarısında Samanilerin eline geçen Afganistan, 10. yüzyılda Gaznelilerin yönetimine girdi. Gaznelilerden sonra Moğolların işgaline uğrayan Afganistan toprakları, 18. yüzyılın başlarına kadar sürekli el değiştirdi.
1736 yılında İran'da tahta çıkan Nadir Şah birkaç yıl içinde Afganistan'ı topraklarına kattı. Nadir Şah'ın bir ayaklanma sırasında öldürülmesinden sonra kurduğu devlet, iç çatışmalara sürüklendi ve topraklarını büyük bir hızla yitirdi. Nadir Şah sonrasında baş muhafız Ahmet Han Abdali bazı aşiretler tarafından şah seçildi ve Ahmed Şah Dürrani adıyla hükümranlığını tüm Afganistan'a kabul ettirdi. Egemenliği Keşmir'den Delhi'ye Ceyhun'dan Umman denizine kadar öyle genişledi ki, Afgan İmparatorluğu 18. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlılar'dan sonra en büyük İslam devleti oldu.

Irak

Ortadoğu Faşizmi: Saddam Hüseyin

ırak
Nüfusu yaklaşık 25 milyon olan Irak'ta farklı dini mezhepler ve etnik kökenler yaşamaktadır. Nüfusun %95'ini oluşturan Müslümanlar, yıllar boyunca türlü baskılar, eziyetler, işkenceler ve korkular altında yaşamıştır. Irak'ın Müslüman nüfusunu ezen, katleden ve sefalete mahkum eden en önemli etken ise, Saddam Hüseyin'in "faşist" olarak tanımlanabilecek dikta rejimidir.
1979'da devlet başkanlığını ele geçiren Saddam Hüseyin, o günden sonra ülke içinde dindarların siyasal ve sosyal yaşamda hiçbir faaliyette bulunmasına izin vermemiştir. 5.000 Müslüman Kürt’ün kimyasal silahlarla şehit edildiği Halepçe katliamının mimarı olan, 1980 yılında İran-Irak savaşını başlatarak hem komşu ülkenin hem de kendi ülkesinin insanlarına büyük acılar çektiren, 1990'da ise Kuveyt'i işgale kalkan Saddam'ın, çeşitli dönemlerde İslami konuşmalar yaparak Müslümanların desteğini tekrar kazanmaya çalışması ise iki yüzlü bir politika değişikliğinden başka bir şey ifade etmemektedir.
Saddam'ın geçmişine bir göz atmak, kurduğu rejimin temellerini anlamamızı sağlar.

Suriye

Dünyadan Gizlenen Büyük Zulmün Tarihi

suriye
Halkın %75'inin Müslüman, %11'inin Nusayri, %9'unun da Hıristiyan olduğu Suriye toprakları, asırlar süren bir İslami geçmişe ve köklü bir kültüre sahiptir. Bu İslam toprakları pek çok İslam alimi yetiştirmiştir.
Hz. Ömer döneminde gerçekleştirilen seferler neticesinde fethedilen Suriye toprakları, sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Eyyübiler yönetimi altında kaldı. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılan Suriye toprakları, 19. yüzyılın ilk çeyreğine kadar barış ve huzur doluydu. Ancak 1831 yılında Osmanlı'ya başkaldırarak ayrı bir yönetim kuran Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın eline geçti. Sonra tekrar Osmanlılara geçen Suriye 1920 yılında Fransız işgal kuvvetleri tarafından ele geçirildi. Fransız işgali Suriye halkı için büyük bir kaosun ve şiddetin de başlangıcıydı. Fransızlar, tarihsel olarak Suriye'nin bir parçası olan Lübnan'ı ülkeden kopardılar ve ayrı bir devlet haline getirdiler.

Müslüman azınlıklara yapılan zulüm

Dinlerini Yaşamaya Çalışan Müslümanlar

zulüm
Kitabın önceki bölümlerinde nüfusu ağırlıklı olarak Müslüman olan ülkeleri ele aldık. Bu ülkelerde yaşayan, Müslümanların işgalci güçlerden veya kendi başlarındaki zalim yöneticilerden çektikleri zulmü inceledik. Ancak bunun yanında dünyanın dört bir yanında Müslümanların azınlıkta olduğu ülkeler de bulunmaktadır. Bugün Burma'da, Filipinler'de, Kamboçya'da ya da Tayland'da azınlık konumunda milyonlarca Müslüman baskı altında yaşamaktadır.
Bu ülkelerde devam eden zulüm ise çoğu zaman diğer ülkelerden çok daha kanlı, çok daha vahşi görüntülere sahne olmaktadır. Dünyaya seslerini duyuramayan, ellerindeki tüm imkanları kaybeden, toprakları, mal ve mülkleri gasp edilen bu insanlar çok zor şartlarda hayatlarını devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Dinlerini yaşamaları engellenmekte, ibadetleri yasaklanmaktadır. Bu halkları asimile etme çabaları baskı ve zorbalıkla sürdürülmektedir.
Bu bölümde bu ülkelerin bazılarında yaşanan baskı ve zulümler hakkında örnekler verecek ve yardım talebinde olan bu Müslümanların seslerini biraz olsun duyurmaya çalışacağız.

Sonuç

Beklenen Bahar: Altınçağ

Kitabın önceki bölümlerinde dünyanın dört bir yanındaki İslam topraklarında yaşanan iç karışıklıklardan ve şiddeti gün geçtikçe artan çatışmalardan bahsettik. Savunmasız insanların bombaların gölgesinde hayatlarını devam ettirmeye çalıştığına, çatışmalardan kaçanların mülteci kamplarında yaşadıkları büyük drama ve dinini özgürce yaşayamayan insanların karşı karşıya oldukları zorluklara dikkat çektik. Bu gerçeklerin ortaya koyduğu tablo, kitabı okuyan kişinin gözüne ilk anda adeta bir kış gibi karanlık gelebilir. Derin düşünmeyen bir kişi, çözüm yolunun çok zor, atılacak adımların ise büyük bir ihtimalle sonuçsuz olacağı vehmine kapılabilir. Ancak bu düşünce son derece yanlıştır. Çünkü bu tablo özünde çok büyük bir müjdeye işaret etmektedir ve kitap boyunca anlatılan her bir detay Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği çok kutlu bir dönemin, yani ahir zamanın önemli bir alameti hükmündedir.


Evrim Yanılgısı

Devrimarwinizm, yani evrim teorisi, Yaratılış gerçeğini reddetmek amacıyla ortaya atılmış, ancak başarılı olamamış bilim dışı bir safsatadan başka bir şey değildir. Canlılığın, cansız maddelerden tesadüfen oluştuğunu iddia eden bu teori, evrende ve canlılarda çok mucizevi bir düzen bulunduğunun bilim tarafından ispat edilmesiyle ve evrimin hiçbir zaman yaşanmadığını ortaya koyan 300 milyona yakın fosilin bulunmasıyla çürümüştür. Böylece Allah'ın tüm evreni ve canlıları yaratmış olduğu gerçeği, bilim tarafından da kanıtlanmıştır. Bugün evrim teorisini ayakta tutmak için dünya çapında yürütülen propaganda, sadece bilimsel gerçeklerin çarpıtılmasına, taraflı yorumlanmasına, bilim görüntüsü altında söylenen yalanlara ve yapılan sahtekarlıklara dayalıdır.
darwinCharles Darwin
Ancak bu propaganda gerçeği gizleyememektedir. Evrim teorisinin bilim tarihindeki en büyük yanılgı olduğu, son 20-30 yıldır bilim dünyasında giderek daha yüksek sesle dile getirilmektedir. Özellikle 1980'lerden sonra yapılan araştırmalar, Darwinist iddiaların tamamen yanlış olduğunu ortaya koymuş ve bu gerçek pek çok bilim adamı tarafından dile getirilmiştir. Özellikle ABD'de, biyoloji, biyokimya, paleontoloji gibi farklı alanlardan gelen çok sayıda bilim adamı, Darwinizm'in geçersizliğini görmekte, canlıların kökenini Yaratılış gerçeğiyle açıklamaktadırlar.
Evrim teorisinin çöküşünü ve yaratılışın delillerini diğer pek çok çalışmamızda bütün bilimsel detaylarıyla ele aldık ve almaya devam ediyoruz. Ancak konuyu, taşıdığı büyük önem nedeniyle, burada da özetlemekte yarar vardır.